Marş Motoru Nedir? Nasıl Çalışır ve Görevi Nedir?

Marş Motoru Nedir?

Marş motoru, özellikle otomobil sevdası olan kişilerce mekanik bir parça olarak tanınmakta olan ve ilk öğrenilen parçalardan birisidir. Marş motoru, otomobilin motoruna ilk hareketi veren parçadır. Marş motorunun çalışma prensibi, özellikleri ve teknik detayları hakkında bilgiler, makalemizde size aktarılacaktır.
Marş motorunun en önemli ve unutulmayacak özelliklerinden birisi; aracın kontağının marş motoruna bağlı olmasıdır. Otomobilin kontağı çevrildiği zaman, motorun hareketlenebilmesi için ihtiyaç duyduğu güç bu parça vasıtasıyla aktarılmaktadır. Standart özelliklerde olan bir otomobilin, en çok enerji üreten parçası, marş motorudur. Bu sebeple marş motorunun en fazla 10 saniye çalıştırılması gerekmektedir. Marşa basılması ile otomobilin iç mekan ışıklandırması ve farlarında güç kaybı olması sebebiyle bir kısılma yaşanmaktadır.
Yukarıda sayılmakta olan bilgilere ek olarak; marş motoru hakkında bilinmesi gereken bir diğer önemli konu ise; marşa basılmasına karşın marş motoru dönme tepkisi vermiyorsa anlaşılmalıdır ki; ya akü bitmiştir ya kutup başları gevşemiştir ya bağlantılarda bir oksitlenme durumu söz konusudur ya da marş motorunun kömürü bitmiştir. Marş motorunun çalışmaması durumu ile karşılaşıldığı zaman, ısrar ederek marşa basmak suretiyle aracın zorlanması anlamsız olmaktadır. Ayrıca marşa maksimum basma süresi olarak kabul edilen 10 saniyenin geçilmesi durumunda, aracın aküsü kendiliğinden boşalacaktır. Şayet marş motorunu, otomobil hareket halinde iken çalıştırmaya çalışırsanız; marş motorunun önemli parçalarından olan volan dişlilerine zarar verebilirsiniz.
Marş motoru hakkında akılda kalması gerekenleri şu şekilde özetleyebiliriz; marş motoru otomobilde yer almakta olan ufak ancak en önemli parçalardan birisidir. Çünkü bu ufak parça olmazsa otomobiliniz çalışamaz. Marş motoru, akümülatörden aldığı elektrik vasıtasıyla çalışmaktadır ve kendisine bağlı olarak çalışmakta olan volan dişlilerinin dönmesini sağlar. Volan dişlilerinin dönmeye başlamasıyla birlikte, otomobilinizdeki hava ve yakıt aracın motoruna dolmaya başlar. Böylece pistonlar ilk hareketini yapmaya başlar.

Marş Motoru Nasıl Çalışır?

Marş motorunun çalışmasını sağlayan ilk etken, kontağı çevirmekte olan insanın gücüdür. Sürücü, kontak anahtarını çevirince, marş motorunda bulunmakta olan dişli, krank miline bağlı olan volan dişlileri ile iç içe geçmek suretiyle hareketlenir. Volan dişlisi, bu olayın hemen sonrasında oluşan dönme kuvvetini, krank mili parçasına iletir. Bu şekilde hem otomobilde bulunmakta olan yakıt hem de atmosferde olan hava, birbiri ile karışmak suretiyle aracın motoruna dolar. Sonuçta, pistonların ilk hareketi başlamış olur.
Yukarıda anlatıldığı üzere motorunuza ilk hareketini bu şekilde vermiş olursunuz. Fakat otomobiliniz çalışmaya başlamasına rağmen siz hala kontak anahtarını çevrili olarak tutmaya devam ederseniz; marş motoruna önemli oranda zarar verirsiniz. Marş motoruna zarar vererekte marş motorunun ömrünü kısaltmış olursunuz.
Marş motorunun ömrünü kısaltma sebebiniz, kontağı çevrili tuttuğunuz sürece dişlilerin birbirine çarpmasına izin vermenizdir. Kontak anahtarını çevrili tutarak, dişlilerin birbirine çarpmasına sebep olurken devamlı dönen parçaların, motor dişlisine sürtmesine sebep olursunuz.

Marş Motorunun Görevi Nedir?

Marş motorunun temel görevi; dışarı çıkarak, motorun dişlisini çevirmeye yardımcı olmak ve motora ilk hareketini sağladıktan sonra vakit kaybetmeksizin tekrar yuvasına dönmesidir. Çünkü en kısa sürede yuvasına dönmek üzere programlanmıştır ve buna uygun olarak üretilmiştir. Fakat siz, marş motorunun görevini yerine getirmesine karşın yuvasına dönmesine izin vermezseniz; dönen dişlilerin birbirlerine çarpmasına, darbeler almasına ve zamanla yıpranmasına sebep olursunuz. Belli bir süre sonra dişlileriniz yanar.
Yukarıda bahsedilmekte olan arızaya sebep olmamak adına; aracınızın motoru çalışır çalışmaz kontak anahtarından elinizi çekmeye alışın. Otomobiliniz, siz ilk hareketi verdikten sonra ne yapacağını bilmektedir.
Günümüz koşullarında teknolojinin daha çok araçlara entegre edilmesi sebebiyle, anahtarsız olan araçlar üretilmektedir. Bu tarz araçlarda, bu şekilde bir sorun bulunmamaktadır. Çünkü bu tip otomobillerde, start düğmesine basmanız ile birlikte aracınız kendi kendisini ayarlayarak çalışacaktır. Eğer benzinli bir araç ise hemen çalışırken, dizel bir araç ise yeterli ısıya gelinceye dek ısınır, yakıtı ısıtır ve sonrasında çalışmaya başlar. Elbette anlatılan bu durum, otomobilinizde saniyeler almaktadır.

Marş Motorunda Sık Görülen Arızalar

Otomobilinizin kontağını çevirmeniz ile birlikte; marşa bağlı olarak çalışmakta olan dişliler, birbirine kenetlenmeli ve iç içe geçmek üzere çalışmalıdır. Olması gereken bu iken, marş motorlarının çalışması hususunda en sık karşılaşılan sorunlardan birisi budur. Yani marş motoruna bağlı olarak çalışan dişliler, birbirine iyice kenetlenemeyebilir ve sağlıklı bir şekilde iç içe geçememeleri sebebiyle arıza verebilir. Bu durumu, aracınızdan rahatsız edici sesler duyduğunuz zaman anlarsınız.
Anlatılmakta olan bu arıza durumunun en belirgin olarak ortaya çıkmasına neden olan durumlardan birisi; marş motorunun, burç yataklarının aşınması durumudur. Böyle bir durumla karşılaştığınızda yapmanız gereken, burç yataklarını yenilemektir. Ayrıca otomobilinizin yağlarını belirli aralıklarla kontrol etmeniz, azaldığını gördüğünüzde gerekli takviyeyi yapmanız bu gibi arıza durumlarıyla karşılaşmanızı önleyecektir. Ayrıca motorunuzun sağlıklı olarak çalışmasına yardımcı olacağı gibi motorunuzun da ömrünü uzatır.
Marş motorunda sık karşılaşılan arızalardan bir diğeri ise; akü ve marş arasındaki bağlantıyı sağlamakta olan ve kabloları tutma görevi olan civataların eskimesi, esnemesi ve gevşemesi durumlarıdır. Bu civata parçalarının bir nevi kontak görevi görmekte olan arka uçları, bu şekilde marş terminaline bağlı olarak seri halde sıralanmış olan sargıların kopmasına sebebiyet verebilir. Bu durumda arızaya yol açmaktadır.
Yukarıda sayılmakta olan durumların dışında; motor aksamında yer almakta olan fırça ve kollektörlerin aşınması, oksitlenmeye maruz kalması veya eskimesi gibi durumlarda arızalara sebebiyet verebilmektedir. Bu tarz oksitlenmeler ve aşınmalar sebebiyle; gelen akımların geçişi zorlaşmış olur. Bunun sonucunda da marşın dönmesi ağırlaşır veya hiç dönemez duruma gelir. Bu tarz sıkıntılar, önemsenmesi ve dikkat edilmesi gereken durumlardır. Bilhassa aracın yıllık bakımları aksatılmamalıdır.

Beygir Gücü (HP) Nedir?

Otomobil konusunda meraklı olan kişilerin önemsedikleri konulardan biriside; otomobilin kaç beygir gücünde olduğudur. Beygir gücünün yüksek olması, otomobilin fiyatını direkt olarak etkileyen konulardan birisidir. Bu makalemizde sizinle, beygir gücü hakkında ayrıntılı bilgiler paylaşılacaktır.
Beygir gücü terimi, at gücünün otomobillerde; motor gücünün sayısal değerini ifade etmektedir. Beygir gücü terimi günümüzde yalnızca otomobiller için kullanılmakta olan bir terimdir. Ancak bu terimin temeli çok eskilere dayanmaktadır. Gücün tanımını yapmak istersek; güç, birim zamanda yapılan işe karşılık gelmektedir. Yani bir şeyin gücü, sınırsız bir zamanda yapılan iş olarak değil de, belirli bir süre içinde yapılan işe karşılık gelmektedir.
Beygir gücü ifadesinin geçmişi, yaklaşık olarak 200 yıl öncesine dayanmaktadır. Beygir gücü ifadesinin seçilmesinin sebebi, yük taşıma denilince akla attan başka bir şeyin gelmemesidir. Bu yüzden beygir gücü denilince insanda kafa karışıklığı yaratmaktadır.
Konuyu örnek vererek anlatmak istersek; 100 beygir gücünde bir araçtan bahsedildiği zaman 100 adet atın kullanılmasıyla üretilecek olan güç anlaşılmaktadır. Ancak beygir gücü çok farklı bir kavramdır. Bu kavram hakkında daha detaylı bilgi, makalemizin devamında sizlere aktarılacaktır.
En temel ifadelerle beygir gücü anlatılmak istendiğinde; 75 kg ağırlığında olan bir yükün 1 saniyelik sürede 1 metre mesafe hareket ettirilebilmesi için gerekli olan güç miktarıdır. Beygir gücü terimi dilimize İngilizcedeki ”Horse Power” teriminden geçmiş bulunmaktadır. Burada horse, at; power ise güç anlamına gelmektedir. Beygir gücünün kısaca temsili olan ”HP” harfleri ise Horse Power’ın ilk harflerinden oluşmuştur.
Temelde gerçek bir beygirin veya atın, 1 saniyelik sürede 1 metre mesafe ileriye taşıdığı yük miktarı ortalama olarak 50 kg olarak belirlenmiştir. Fakat motorların güçlerinin simgesi belirtilirken mühendisler bu 50 kg’lık ağırlığı, 75 kg olarak tanımlamışlardır. Beygir gücünü ilk olarak kullanan mühendis, ünlü mucit James Watt’tır.
Beygir Gücü Tanımlamasına Neden İhtiyaç Duyulmuştur?
Ünlü bir mucit olan James Watt, icat ettiği ve satışa sunduğu makineleri hakkında bilgi verirken, müşterilerinin en çok merak ettiği konu olan, makinelerin gücü konusunu ayrıca önemserdi. Herkesin güç kelimesi için kullandığı karşılığın farklı olması sebebiyle; ortak bir birimde birleşmek adına ”güç” tanımını ortaya çıkardı.
James Watt, gücün tanımı ortaya koyarken; herkesin bildiği ve yakından tanıdığı atların gücünü baz almayı uygun gördü. Böylece güç kavramına, beygir gücünü endeksleyerek, araçların motorlarının gücünü açıklama kararını verdi. Böylece işlem hem daha kolaylaştı hem de herkes aynı birimden bahseder oldu.
Beygir Gücü Her Koşulda Tekerleklere Aynı Miktarda Mı İletilmektedir?
Otomobilin tekerleklere ilettiği beygir gücü, tekerleklere ulaşana kadar birçok farklı sistemden geçmesi sebebiyle, aynı beygir gücüne sahip olan farklı otomobillerde; tekerleklere iletilen güçler farklılık gösterebilmektedir.
Otomobillerin aksamlarında bulunmakta olan ve tekerlek sistemlerinde var olan dişli sayıları da; beygir gücünün tekerleklere iletilmesi hususunda az veya çok iletilmesinde etkili olmaktadır. Dizel veya benzinli olarak çalışan otomobillerde fark olacağı gibi otomobilin tekerleklerinin boyutları da, iletilen gücün farklı olmasında rol oynamaktadır.

Beygir Gücü ve Tork Gücü Aynı Mıdır?

Günümüzde beygir gücü ve tork gücü kavramları, birbirine en çok karıştırılan kavramlardır. Bu kavramlar birbirlerine benzemektedir ancak farklı şeylerdir. Benzerliklerini, güç kavramı oluşturmaktadır.
Beygir gücü ve tork gücünün, farklı şeyler olduklarını örnek üzerinden anlatırsak; halterci olan kişilerin çok güçlü ayaklara sahip olması gerekmektedir. Bunun sebebi, kaldırdıkları ağırlığın altında dik durabilmeleri ve ezilmemeleridir. Şayet halterci olan kişilerin diz kapakları, kaldırdıkları yükü taşıyamayacak nitelikte olursa, o yükü kaldırması söz konusu dahi olamaz.
Farklı bir örnek ile durumu açıklamak gerekirse; koşucu olan kişilerinde çok güçlü bacaklara yani bacak kaslarına sahip olması gerekmektedir. Çünkü adım atarken daha hızlı olabilmeleri ve daha uzağa adım atabilmeleri açısından, bacaklarında maksimum seviyede güç olması gerekmektedir.
Yukarıda verilmekte olan örnekler ışığında, kendimize şu soruyu sorduğumuzda;halterci olan kişi ile koşucu olan kişinin, başarılı olabilmek için ihtiyaç duydukları güç çeşidi acaba aynı mıdır? Cevap hayırdır. Çünkü halterci olan kişinin ihtiyaç duyduğu güç, halteri daha yükseğe kaldırabilmek ile ilgili iken; koşucu olan kişinin ihtiyaç duyduğu güç, adımlarının daha hızlı olması ve daha uzağa adım atmak ile ilgilidir.
Yukarıda anlatılmakta olan açıklamalar üzerine; tork gücü denildiği zaman akla, halterci kişinin diz kapaklarının ve ayaklarının sahip olması gereken güç gelmesi gerekir. Beygir gücünden bahsedildiği zaman ise; koşucu olan kişinin bacaklarının sahip olduğu güç akla gelmelidir. Daha açık ve daha kısa bir ifade ile; tork gücü, çekiş kuvveti ile ilgilidir. Beygir gücü ise daha çok, hızla ilgili olan bir kavramdır. Bu sebepten ötürü; kamyon ve tırların sedan araçlara kıyasla daha yüksek tork gücü ile donatılması gerekmektedir. Aynı şekilde bir yarış otomobilinin de; kamyon ya da tıra kıyasla daha etkili bir beygir gücüne sahip olması gerekmektedir.
Tır veya kamyon tarzındaki büyük ve ağır vasıtalara, gereğinden çok beygir gücü verilirse; bu araçlar tonlarca yük ile seyir halindeyken maksimum hızlara ulaştıkları zaman araçların devrilmesi çok kolaylaşmaktadır. Bunun yanında, bir yarış otomobiline de gereğinden fazla tork gücü uygulandığı zaman, yarış pistinde seyir ederken etkisini pek göremeyecektir. Çünkü ihtiyaç duyulandan fazla torkun, hıza bir etkisi olamamaktadır. Her ihtiyacın uygun olacak şekilde, güç ile donatılması yerinde olacaktır.

Ateşleme sistemi

Otomobillerde (Arabalarda) Ateşleme Sistemi

Otomobillerdeki ateşleme sistemleri, aracın harekete geçmesini sağlayan sistemdir. Arabalar harekete geçebilmek için başlangıçta bir güce ihtiyaç duyarlar; işte bu gücü, ateşleme sistemi vasıtasıyla karşılarlar. Bu sistemi daha ayrıntılı olarak işlemek gerekirse; otomobillerin motor kısmında silindirler vasıtasıyla sıkışmış olan hava ve yakıt karışımının yakılabilmesi için bir kıvılcımın oluşması gerekmektedir. Bu kıvılcım, bujilerde yüksek voltajlı kıvılcımın oluşabilmesi için gerekli ortamı hazırlamaktadır. Bu kıvılcımın oluşması ise; yüksek voltaj sayesindedir. Bir otomobilde ateşleme sistemi sağlıklı olarak çalışmıyorsa; yani ateşlemenin sağlanamadığı bir otomobilde, diğer tüm parçalar tüm görevlerini yerini getirebilecek durumda olsa bile hiçbir değeri bulunmamaktadır. Aracın motoru, otomobili hareket ettiremez.
Otomobillerdeki ateşleme sisteminin temel olarak çalışma prensibinden bahsetmek gerekirse; araçta kontak anahtarının çevrilip marşa basılmasıyla birlikte, akümülatörden gelmekte olan akım bobin üzerine iletilir. Bu kısma gelen akım, yüksek gerilime çıkarılıp distribütöre iletilir. Distribütörün bujilere iletmiş olduğu bu akım ile kıvılcım sayesinde yanma oluşur. Makalemizin devamında otomobillerdeki ateşleme sistemleri hakkında detaylı bilgi ve ayrıntılar aktarılacaktır.
Ateşleme Sistemi Nedir?
Ateşleme sistemi konusunda bilinmesi gereken temel konu; araçların motor kısımlarında sıkışmış halde hava ve yakıtın bulunduğudur. Bu iki madde, motor içinde bir karışım halinde bulunmaktadır. Bu karışımın ateşlenmesi ile motor harekete geçebilmektedir. Ateşleme sisteminde; bujilere yüksek derecede kıvılcım sağlanmakta olup motor silindirlerinde yanma olayının gerçekleşmesini sağlar ve aracın harekete geçmesi için bir zorunluluktur. Tüm bu eylemler bütünü, ateşleme sistemini oluşturmaktadır.
Ateşleme Sisteminde Önemli Parçalar
Ateşleme sisteminde en önemli parçalar yani ateşleme sistemini harekete geçirmekte olan 5 parça bulunmaktadır. Bunlar şunlardır;
1) Batarya
2) Ateşleme Bobini
3) Bujiler
4) Kablolar
5) Distribütör (Dağıtıcı)
Ateşleme Sistemi Nasıl Çalışır?
Otomobillerde ateşleme sisteminin çalışabilmesi için 2 farklı devreye ihtiyaç duyulmaktadır. Birinci devrenin görevi; yüksek voltajı sağlaması gereken, ateşleme bobinine ihtiyaç duyduğu olanakların sağlanmasıdır. İkinci devrenin görevi ise; birinci devrenin görevini yerine getirerek ateşleme bobininde oluşmuş olan yüksek voltajlı akımdan yararlanarak bir kıvılcım oluşturmaktır. Oluşmasına gerek duyulan bu kıvılcımlar, bujilerin tırnakları arasında gerçekleşmektedir. Bu şekilde yanma odasında bulunmakta olan hava ve yakıt karışımı alevlenerek, yanmanın oluşmasını sağlar.
Ateşleme Sisteminin Adım Adım Çalışmaya Başlaması
Aracın kontak anahtarı çevrildiği zaman aküden, kontağa düşük voltajlı bir akım gelir. Burada kontak anahtarının görevi, vereceği hareket ile düşük voltajlı olan akımın derecesini yükseltmektir. Düşük voltajda olan akım öncelikle kontak anahtarından geçecektir. Sonrasında bobine sarılı olan birinci devre sargıların etrafında akımı tur attırır ve sonrasında platin kontakları yani platin iletim noktaları vasıtasıyla turunu tamamlamış olur.
İşlemin devamı aşamasında, bobinlerin iç kısmında elektro manyetik bir alan oluşur. Bobinlerin ilk devresinde bulunmakta olan sargılar, belirtilen bu manyetik alana yaklaştıkça; bobinlerin 2. devresinde bulunmakta olan sargılarda, voltaj yükselmesi oluşur. Oluşmuş olan bu yüksek voltaj, bobin kulesine ulaştıktan sonra bobin dışına çıkacak şekilde tasarlanmıştır. Bu yüksek voltaj, bobin dışına çıktığı zaman, bobin kabloları vasıtasıyla distribütör kapağının ortasında bulunmakta olan kuleye iletilir. Buradaki distribütörün görevi, ortaya çıkan yanma olayını gerekli olan kısımlara iletmektir.
Yukarıda sayılmakta olan işlemler devam ederken; tevzi makarası olarak isimlendirilen makaranın görevi başlamış olur. Tevzi makarasının görevi; orta kısımda bulunmakta olan kuleden, buji kulesine yüksek voltajlı bir akımın sağlanmasıdır. Bahsedilen bu yüksek voltajlı akım, buji kulesinden geçtikten sonra bu kısımda bulunmakta olan buji kablosunun üzerinden geçer. Sonrasında buji tırnaklarının üst kısmından zıplama yaparak bu kıvılcımların oluşmasını sağlar. Bu şekilde devresini tamamlamış olur.
İşte ortaya çıkan bu kıvılcımlar, aracın motorunun yanma odasında sıkıştırılmış olarak bulunmakta olan yakıt ve hava karışımının ateşlenmesini sağlar. Böylece motorun çalışması için ihtiyaç duyduğu güç üretilmiş olunur.
Kıvılcım vasıtasıyla yanma olayının gerçekleşmesinden sonra motor hareketlenir ve artık aracınız hareket etmek için hazır konuma gelir. Bu aşamadan sonra sıra yanma odasında birikmiş olan atık olarak tabir edilen gazların otomobil dışına çıkarılmasına gelir. Atık gazların çıkarılması esnasında temel prensip, yanmış halde bulunmakta olan tüm gazların tamamen otomobil dışına çıkarılmasıdır. Aksi durumda; kirli olan bu atıklar, aracın tüm aksamlarını bozabilir veya düşük performansta çalışmasına sebep olabilir. Motorun boğulmasına neden olabilir. Aracın iç aksamlarına temiz havanın girişini engeller. Otomobilin ömrünü kısaltmasının yanı sıra otomobilin parçalarının sıklıkla bozulmasına neden olabilir. Yakıt tüketimini arttırırken, araçta hoş olmayan gürültülerin çıkmasına sebep olabilir.
Yukarıda sayılmakta olan tüm bu olumsuzluklarla karşılaşmamak için; sağlıklı olarak çalışmakta olan bir egzoz sistemine sahip olmak gerekmektedir.

2015 Yılında İnternette En Çok Aranan Otomobiller

Yandex internet sitesi üzerinden yapılmış bir araştırmaya göre; 2015 yılı başından itibaren en çok aranmış olan otomobil markaları ve modelleri hakkında bilgi, bu makalemizde sizlerle paylaşılacaktır.
Yapılmış olan araştırma hakkında biraz ip ucu vermek gerekirse; 2015 yılı boyunca en çok aranan otomobil markası, Ford olurken onu sırasıyla Renault ve Fiat markaları takip etmiş. En çok aranmış olan markalarda ise birinciliği Ford Focus alırken onu Toyota Corolla ve Honda Civic takip etmiştir.
İnternette en çok kullanılan arama motorlarından Yandex’in, Türkiye’deki internet kullanıcıları üzerinde yapmış olduğu çalışma ve analiz sonuçlarına göre; 2015 yılında Türkiye’de en çok aranan otomobil markası, Ford olmuştur. Ford’u takip eden markalar ise sırasıyla Renault ve Fiat olmuştur.
Yandex’in yapmış olduğu araştırmaya göre Türkiye’de aranan en çok otomobil markasından ilk 10 adedi sıralandığında, dikkat çeken husus ise bu ilk 10’da 4 adet Alman otomobil markasının bulunması. Bu detayında gösterdiğine göre Alman otomobillerini seviyoruz.
Yapılmış olan bu çalışmada birinciliği Ford otomobil markası göğüslerken; ikincilik Renault, üçüncülük ise Fiat markalarının olmuş. Bu markaları ise Mercedes, Opel, Honda, Hyundai, BMW, Toyota ve Volkswagen markaları izlemiş.
Yandex’in yapmış olduğu bu araştırma ve değerlendirme sonucunda; otomobil markası olarak Ford birinci sırada yer alırken model olarak ise yine Ford’un Focus modeli birinciliği ele almış. Bu araştırmada dikkat çeken bir diğer konu ise; Türkiye’de internet üzerinden aranmış olan otomobil markalarında 9. sırada yer almakta olan Toyota otomobil markasının Corolla modeli, en çok aranan otomobil modelleri arasında ise ikinci sırada yer almış. Oldukça iyi bir sıçrayış yapmış olan Toyota markasının bu başarısı, Corolla modelinin Türkler tarafından çok sevilmiş ve tutulmuş bir araç olduğunu gösteriyor.
Yandex internet sitesinin 2015 yılının başından itibaren yapmış olduğu çalışmaya göre;
2015 Yılında En Çok Aranmış Otomobil Markaları:
1. Ford
2. Renault
3. Fiat
4. Mercedes
5. Opel
6. Honda
7. Hyundai
8. BMW
9. Toyota
10. Volkswagen
2015 Yılında En Çok Aranmış Otomobil Modelleri:
1. Ford Focus
2. Toyota Corolla
3. Honda Civic
4. Fiat Linea
5. Opel Corsa
6. Renault Clio
7. Hyundai Accent
8. Nissan Qashqai
9. Hyundai i20
10. Dacia Duster
Konu edilmiş olunan araştırmada göstermiş oluyor ki; aynı yıl içinde otomobil markası tercihleri ile otomobil modeli tercihleri arasında bir takım farklılıklar yaşanabiliyor.

Aerodinamiğin Otomotivdeki Yeri

Aerodinamik Nedir?

Aerodinamik, havanın kuvvete olan etkisini inceleyen bir bilim dalıdır. Bu bilim dalı günümüzde uçak ve otomobil sektörü açısından önem kazanmış ve gelişme göstermektedir.

İlk olarak üretilen otomobillerdeki amaç, insan ayağının yerden kesilmesiydi ancak otomotiv sektörünün gelişmesine bağlı olarak, aerodinamiğin otomotiv sektöründeki önemi giderek arttı. Otomotiv sektöründe ekonomikliğin, taşıma kapasitesinin ve sürat unsurlarının giderek önem kazanmasıyla birlikte aerodinamik bilim dalı da önem arz etmeye başladı. Motorun gücünün arttırılmasına karşın hava direnci kaynaklı oluşan kayıpların en aza indirilmesi hususunda aerodinamik kolunda yararlanılması gerekti. Hava direnci kaynaklı olarak, motor gücünün daha az yakıt sarfiyatıyla arttırılması konusunda, direkt olarak ekonomik araçların üretilebilmesi ile bağlantılı oldukları için havanın, motorun ürettiği güce olumsuz etkisinin minimuma çekilmesi açısından araştırılması gerekti.

Yeni teknoloji ile üretilmekte olan araçların daha ekonomik ve daha süratli olabilmeleri açısından; aerodinamik değerlerinin iyi hesaplanması gerekiyor. Karayolu araçlarında hava direncinden kaynaklanmakta olan kayıplar şu şekilde listelenebilir;

  1. Termodinamik Kayıplar
  2. Transmisyon Kayıplar
  3. Yuvarlama Kayıpları
  4. İvme Kayıpları

Hava Direncinin, Otomobiller Üzerindeki Etkilerinin Azaltılması Amaçlı Yapılan Çalışmalar

Kara taşıtları üzerinde havanın sürtünme etkisi, ne kadar minimum seviyeye çekilirse yani pürüzsüz olduğu kadar kesintisiz bir tasarım yakalanırsa o kadar başarılı sonuçlar elde edilir. Bahsedilen bu amacın gerçekleştirilmesi konusunda;

  • Otomobilin kapılarının, camlarının ve farlarının, otomobilin kaportası ile bir yüzeyde olacak şekilde dizayn edilmesi,
  • Yan aynalarının aerodinamik özellik taşıyacak şekilde tasarlanması ve konumlandırılması,
  • Otomobilin ön ve arka kısmında yer almakta olan camlarının, yatık pozisyonda olarak tasarlanması,
  • Lastiklerde yer almakta olan oyukların genişletilmesi,
  • Çamurluk kısımlarının mümkün olduğunca örtülmesi,
  • Ön ve arka kısımda yer almakta olan tekerleklerin arasına eteklerin yerleştirilmesi,
  • Otomobilin alt kısmında yer almakta olan girinti ve çıkıntıların, mümkün olduğunca kamufle edilecek şekilde düzleştirilmesi,
  • Aracın ön panelinin alt kısmına, hava kesicilerin konumlandırılması gibi çeşitli çalışmalar yapılmaktadır.

Yukarıda sayılmakta olan bu çalışmaların yapılması sayesinde hava direnci katsayısı; binek otomobillerde 0,25’e; motosikletlerde 0,4’e; otobüslerde 0,5’e; kamyonlarda ise 0,65’e kadar düşürülmüştür.

Kara yolunda hareket etmekte olan bir aracın penceresinin açık olması durumunda, bagajdaki 20 kilo ağırlığında bir yükün oluşturmuş olduğu ya da kullanılmakta olan lastiklerin daha kalınları ile değiştirilmesi, karşılaşılan hava direnci katsayısında %10 hatta %20’lik bir artışa sebep olmaktadır.

Aerodinamik konusunda ölçüm değerlerinin en minimum seviyede olması hususunda rekor, 0,182 katsayısı ile Mercedes markasının C111 serisindedir.

Havanın, Otomobillere Uyguladığı Kaldırma Kuvveti

Hortum ya da tayfun gibi doğa olaylarının, çok etkili olumsuz sonuçlar oluşturabilmesinin nedeni; alçaktan eserek yukarıya doğru bir basınç oluşturmalarıdır. Böylece kolaylıkla önüne her ne çıkarsa yukarıya doğru kolaylıkla savurabilmektedir. Bu şekilde bir etki, hızlı olan otomobillerde oluşabilmektedir.

Otomobilin hızlanmasıyla birlikte, otomobil üzerindeki basınç azalır, basıncın düşmesiyle araç üzerinde emme etkisi oluşur. Araca alt kısımdan giren hava, aracı yukarıya doğru kaldırmak için bir basınç uygular. Oluşan bu basınç ise otomobilin tekerleklerinin zemin ile olan temasını, minimum seviyeye çekmeye çalışır ve hatta bazı durumlarda otomobilin virajlarda savrulmasına bile neden olabilmektedir. Bu savrulma, büyük boyutta ise ne yazık ki takla atma ile sonuçlanmaktadır.

Yukarıda sayılmakta olan nedenler sebebiyle, yarış otomobillerinin alt yapısına eğrilik kazandırılmak suretiyle modifiye yapılmaktadır. Ancak yinede bu olumsuz etkinin önüne tam olarak geçilememektedir. Oldukça hızlı olarak seyir eden yarış otomobilleri, rüzgarın zemine adeta yapışması karşısında pek bir şey yapamamaktadır.

Binek olarak kullanılan otomobillerde elbette tehlike, yarış otomobillerinin seyri kadar büyük olmamaktadır. Ancak her otomobilde savrulma riskinin olduğu unutulmamalıdır. Örneğin Porsche markası bu konuya çözüm bulabilmek adına; 1966 yılından 1969 yılına kadar üretmiş olduğu 911 modellerinin ağırlığını arttırarak sağlamıştır. Bunu otomobilin ön kısmına döküm demir, sağ ve sol taraflarına ise birer akü yerleştirerek otomobilin yere yapışmasını sağlamaya çalışmıştır. Zamanla daha akıllıca bir çözüm olan Spoiler yani rüzgarlık kullanımı otomotiv sektöründe kullanılmaya başlanmıştır.

Otomobili Ekonomik Sürüş Teknikleri

Otomobili Ekonomik Sürüş İçin Bakımı Yapılması Gereken Parçalar

Aracınızı ekonomik olarak kullanmak istiyorsanız; ilk olarak sürücü koltuğuna oturduğunuz zaman kendinizi yarış pistine çıkıyormuşçasına hissetmemelisiniz. Trafikte olduğunuzu ve yapacağınız bir hatanın size, sevdiklerinize ve çevrenizdeki sizden başka insanlara zarar vereceğini unutmamalısınız. Trafiğe çıktığınız zaman yer yer hayvanlarla, çocuklar ve yayalarla karşılaşabileceğinizi unutmamalısınız.

Yakıt fiyatlarının oldukça yüksek olduğu bir ülkede yaşamamız sebebiyle, yalnızca iyi araba kullanmak değil, mümkün olduğunca en az yakıtla varılmak istenen yere varmak asıl marifettir. Yakıt tasarrufu yapmak istiyorsanız; olaya daha uzun vadeli açıdan bakarak aracın motorunun sürtünmesini olumsuz yönde etkileyen parçaların olup olmadığını anlamak açısından bu işin ustasına göstermekle başlayabilirsiniz. Gerekli ise gerekli onarımların yapılmasından sonra tasarruf bunun neresinde demeyin. Bu şekilde daha az yakıt yakarak yol alabileceğiniz gibi yedek parça masraflarından da kurulmuş olursunuz. Aracınızı bakımlı olarak kullanırsanız, daha uzun süre ve daha çok verim alarak aracınızdan faydalanmış olursunuz.

Yağ ve Yağ Filtresi

Otomobilinizde kullanmakta olduğunuz yağın eski ve kalitesiz özellikte olması, motordaki sürtünmeleri arttırıcı etki göstermektedir. Ayrıca aşırı yakıt tüketimine sebep olabilmektedir. Otomobilinizin yağını, uygun olan zamanda ve kaliteli özellikte olan yağla değiştirmeye özen gösteriniz. Bu sayede yakıt tasarrufu ve yedek parça masraflarınızı azaltmış olursunuz.

Hava Filtresi

Hava filtrelerinin eskimesi ve tıkanmış haliyle kullanılmaya devam edilmesi, otomobilin hava filtresi aracılığıyla hava alışını olumsuz olarak etkilemektedir. Bu sayede aracınızın yakıt tüketimi artarken, performansı da düşecektir. Bu sebeplerden ötürü aracınızın hava filtresini, uygun zaman aralıklarında mümkün olduğunca orijinal olanı ile değiştirmelisiniz.

Yakıt Filtresi ve Bujiler

Aracınızın bujilerinden birisinin arızalı olması, otomobilinizden daha düşük performans alırken yüksek yakıt tüketmenize neden olmaktadır. Bu yüzden yakıt filtrenizin temiz, bujilerinizin ise bakımlı olmasına dikkat etmelisiniz.

Karbüratör ve Enjektör Ayarları

Eğer aracınızın motoru ayarsız ise; motora alması gereken hava ve yakıt karışımını doğru olarak alamaz ve yakıt tüketiminizi arttırır. Ayrıca soğuk olan hava koşullarında aracınızın zor çalışmasına neden olur.

Kurum Temizleyici Ürünler

Kurum temizleme özelliği olan ürünleri aracınızda belirli aralıklarla kullanmanız; motor kısmında oluşmuş olan pisliklerin ve kurumların temizlenmesini sağlayacaktır. Böylece yakıt tüketiminizi de azaltmış olursunuz. Otomobilinizden maksimum seviyede fayda alabilmek için yukarıda sayılmakta olan parçaların bakımlarını ihmal etmemelisiniz.

Aracınızı ekonomik olarak kullanmak istiyorsanız; yukarıda sayılmakta olan parçaların bakımlarını yaptırmanın yanı sıra otomobilinizde bulunan gereksiz ağırlıklardan kurtulmalısınız. Aracınızın bagaj kısmında taşıdığınız gereksiz olan yükler, aracınıza uygulatmış olduğunuz aksesuarlar, büyük lastik kullanımı ve lastiklerinizin hava basıncının düşük olması; aracınızı yakıt tüketimi açısından olumsuz yönde etkilemektedir. Tüm bu hususlara dikkat ederek, aracınızın daha az yakıt tüketmesini sağlamış olursunuz. Tüm bu sayılanlara ek olarak güvenli sürüş tekniklerine de uyarak yakıt tüketimi konusundaki ekonominizi %30’lara vardırabilirsiniz. Böylece maddi açıdan, üzerinizdeki yük azalmış  olur.

Aracın Çalıştırılması

Aracın ilk çalıştırılması durumunda, belli bir süre çalıştırıldıktan sonra hareket ettirilmesi doğru bir uygulamadır ancak bu sürenin yeni olan araçlarda 15 saniye kadar olması yeterli bir süredir. Bu süreyi aşan beklemeler, gereksiz yakıt tüketimine neden olmaktadır. Çünkü yeni olan otomobiller 15 saniye gibi kısa bir sürede harekete geçmeye hazır konuma gelmektedir.

Kalkış ve Hızlanma Durumları

Aracınızla yolculuk ederken ani kalkış ve hızlanma hareketlerinden kaçınmalısınız. Bu tarz tutumlar, yakıt tüketimini aşırı seviyede olumsuz yönde etkilemektedir. Ani kalkış ve hızlanma durumları, ekonomik sürüş tekniklerine ters düşmektedir. Ayrıca kalabalık olan ortamlarda uygulanması, birtakım olumsuzluklara sebebiyet verebilir olan hareketlerdir.

Doğru Vites ve Devir Kullanımı

Ani kalkış ve hızlanma durumları kadar otomobilinizle seyir halindeyken doğru vitesi ve devri kullanmanızda oldukça önemli olan hususlardır. Çünkü aracınızla seyir halindeyken; küçük vites veya yüksek devir kadar yüksek vites yani düşük devirde seyir etmenizde, aracınızın yakıt sarfiyatını olumsuz yönde etkilemektedir.

Otomobilinizi uygun devirde kullanmanız, aracınızın motor özelliklerine ve motor gücüne bağlı olmakla birlikte 2500-3000 devir aralığında kullanmanız önerilmektedir. Aracınız için uygun olan devir aralığını; tork/devir grafik çizelgesine bakarak veya üretici olan firmanın önerilerine bakarak bulabilirsiniz. Uygun devir aralığında seyir etmeniz; aracınızla daha az yakıt sarfiyatı yaparak daha yüksek performansla yol almanızı sağlar.

Otomobilinizi yüksek devirde kullanarak; daha fazla yakıt tüketmekle kalmayıp çevreye de daha çok egzoz gazı salınmasına neden olursunuz.

Yavaşlama ve Durma

Araç kullanırken yalnızca ani kalkışlar ve hızlanmalar yakıt tüketimini olumsuz yönde etkilememektedir. Ani olarak yapılan yavaşlama ve durma hareketleri de yakıt tüketimini olumsuz yönde etkileyen hareketlerdir. Trafiğin akışına uygun olmayacak hızda seyir etmeniz, önceden tedbirinizi almamanız, doğru şeridi kullanmayarak doğru pozisyonda ilerlememe durumlarınız; trafikte hem kaza riskinizi arttırır hem de yakıt sarfiyatınızı arttırır. Tüm bunlara ek olarak fren Bkz:  Abs nedi nasıl çalışır kullanmaktansa gaz kesmek suretiyle yavaşlamak; aracınızın fren balatasının kullanım ömrünü uzatır ve paranızın daha uzun süre cebinizde kalmasını sağlar.

Yoğun Trafikte Alternatif Güzergah Kullanımı

Özellikle sabahları işe giderken bir süre olsun erken evden çıkmak, yoğun trafiğe yakalanmanızı önlemektedir. Ayrıca diğerlerinden daha az kalabalık olan tali yolları kullanmak, zaman ve yakıt kaybınıza olumlu yönde katkı yapacak olan hareketlerdir.

Vites Boşta İken Seyir Etmek

Eskilerden kalma bir alışkanlık olan vitesin boşta iken seyir edilmesi, yakıt tüketimini azaltır düşüncesi yanlış bir inanıştır. Bu halde iken seyir etmek; yakıt tüketiminin azalmasına yardımcı olmaksızın; sizin ve sevdiklerinizin can ve mal güvenliklerini tehlikeye atmanıza neden olur.

Cam Açmak

Uzun yolda seyir ederken cam açılması, yakıt tüketimini artırıcı bir etki göstermektedir. Ayrıca bunun dışında; gereksiz yere kullanılan enerji alan farlar, radyo ve klima kullanımı az veya çok miktarda yakıt tüketimini arttırmaktadır.

Hız Sınırı

Aracınızı 80-100 km arasında kullanmak, en ekonomik ve en güvenli seyir hızıdır. Ancak unutulmamalıdır ki 50 km nin altında seyir edilmesi, yakıt tüketimini olumsuz yönde etkilemektedir.

Otomobil Lastikleri Hakkında Önemli Bilgiler

 

Lastikler

Lastiğin temel görevi, aracınıza yoldan gelebilecek olan herhangi bir olumsuz etkiyi, absorve etmek ve motorun gücünün transferini sağlayarak, aracınızın güvenli bir şekilde seyir etmesini sağlamaktır. Lastikler, sürüş esnasında sürücünün ve yolcuların güvenliklerini ve konforlarını sağlayan en önemli unsurlarda başı çekmektedir.

Lastiklerin Hava Basıncı

Aracınızın lastiklerinin hava basıncını en az ayda 1 kere olmak üzere sağlıklı bir basınç ölçer cihazıyla kontrol etmelisiniz. Çünkü lastiklerinizde gereğinden fazla veya az miktarda hava bulunması, lastiklerinizin aşırı seviyede, hızla aşınmasına ve yıpranmasına neden olmaktadır. Ayrıca lastiklerin aşırı derecede ısınması ve yıpranması ise; aşırı yakıt tüketimi ile maddi durumunuza zarar verebileceği gibi; lastik patlaması gibi hayati tehlikelere de neden olabilir.

Lastiklerinizin basınçlarını, lastikleriniz soğuk durumdayken yani kısa süre yol aldığınız durumlarda ölçmeniz daha sağlıklı sonuçlar almanızı sağlayacaktır. Örneğin aracınızı 1 km dahi kullanmış olsanız, lastiklerinizin hava basıncının artacağını unutmamalısınız.

Eğer aracınızda sürekli olarak, lastik hava basınçlarının düşmesi sorununu yaşıyorsanız; bu durum tekerleklerde bir arızanın göstergesi olabilir. Şayet böyle bir durum yaşadığınızdan şüpheleniyorsanız; en kısa sürede profesyonel bir lastik bayiine aracınızı götürmenizi tavsiye ederiz.

Lastiklerin Hasar Görmesi

Günümüz modern lastikleri, gün geçtikçe daha sağlam ve daha dayanıklı olmak üzere üretilmektedir. Ancak lastiklerin günlük olarak kullanıldıkları göz önüne alındığında, belirli seviyede hasara maruz kalmakta oldukları unutulmamalıdır. Lastiklerin kullanımı esnasında aşamalı olarak hava basınç kayıpları yaşanmaktadır. Bu şekilde kademeli olarak hava kayıpları ise; lastiğin kuşak paketindeki çelik yapıdaki tellerinin paslanmasına veya lastiğin sırt kısmında ayrışmalara sebep olmaktadır.

Hasarlı olan lastiklerin en açık belirtileri; çivi deliği, balon oluşumu, lastiğin sırt kısmında kesikler oluşması ve kopmaların olmasıdır. Lastiklerde meydana gelen düzensiz aşınmalar ise; aracınızın şasi ve rot ayarlarında birtakım bozulmalara neden olabilir. Ayrıca aracınızda çeşitli şasi ve rot ayarı bozuklukları yaşanıyorsa; bu bozuklukları gidermeksizin yeni lastik almanız, aldığınız yeni lastiklerinde kısa sürede aşınmasına sebep olacaktır.

Lastiklerde Diş Derinliği

Aracınızda aşınmış lastik kullanmanız; kötü hava koşullarında, kaygan veya çamurlu olan yol durumlarında aracınızdan beklediğiniz performansı alamamanıza neden olabilir. Bu yüzden sürücüler, lastik sırtlarında oluşmuş olan aşınmaları dikkate almalıdırlar. Eğer lastiklerinizin diş derinliği, güvenli sürüş için belirlenmiş olan 1,6 mm seviyesine gelmişse veya bu seviyenin de altına düşmüşse, mutlaka yenisi ile değiştirmeniz gerekmektedir.

Ayrıca ek bilgi olarak; yaz lastiklerinizin diş derinliği 2 mm ye düşmüşse; geniş profil lastik kullanıyorsanız diş derinliği 3 mm’nin altına düşmüşse ve bahar lastikleri kullanıyorsanız diş derinliği 4 mm’nin altına düşmüşse, mutlaka en kısa sürede yenileri ile değiştirmeniz gerekmektedir.

Lastiklerin Yaşı

Bütün otomobil lastikleri, hiçbir hasar dahi görmemiş olsalar, 8-10 yıllık süre sonrasında faydalı ömürlerini yitirmektedirler. Lastiğin temel maddesi olan kauçuk bileşimi, belli bir süre sonra fonksiyonlarını kaybetmesi sebebiyle ömrünü tamamlamaktadır. Bu durum genel olarak lastiğin kuşak paketinde ve lastiğin iç yapısında tahribata neden olmaktadır.

Lastiklerin doğrudan güneşe maruz kalması ve yüksek ısı değerleri, lastiğin yaşlanma sürecini hızlandıran sebeplerdir. Eğer aracınızı uzun bir süre kullanmayı düşünmüyorsanız; lastiklerini örtmeniz, onların korunmasına yardımcı olacaktır. Eğer düzenli olarak kullanmadığınız bir aracınız varsa; bu aracınızın lastiklerini 5-7 yılda bir yenilemenizi öneririz. Ayrıca aracınızın yedek lastiği 6 yıldan daha eski ise yalnızca acil durumlarda sizi bir süreliğine idare edecek konumdadır. Bu yedek lastiğe de pek güvenmemenizi öneririz. Çünkü hiç kullanılmasalar da lastiklerin, belli süre ömürleri vardır.

Lastiklerin Tamiri

Lastikler, bu konuda eğitim görmüş olan uzman kişilerce tamir edilmelidir. Lastiklerin sağlıklı olarak tamir edilebilmesi için, jantlarından sökülerek, yama ve tampon kullanılarak tamiri gerçekleştirilmelidir.

Lastik Balans Ayarı

Balans ayarı sağlıklı olarak yapılmamış olan lastikler; aracın seyir halindeyken sarsılmasına neden olmasının yanı sıra lastiklerin erken zamanda aşınmasına, sürücünün gereksiz yorulmasına ve otomobilin süspansiyon aksamlarının gereksiz yere aşınmasına sebep olmaktadır.

Lastiklerin balans ayarının, lastiklerin ilk takılması zamanında ya da tamir sonrasında yeniden monte edilmesi aşamasında yapılması gerekmektedir. Lastik balans ayarı, lastiklerden gelen sarsıntı veya titreme durumlarında mutlaka kontrol edilmelidir.

Lastiklerin Rotasyonu

Lastiklerin rotasyona tabi tutulması işlemi, lastik değişimini yapabilen herkesçe sağlanabilir. Bunu yapmak çor zor bir iş değildir. Elbette bu konuda profesyonel olan kişiler bu işi çok daha kolay, kısa zamanda ve güvenilir olarak halletmektedir.

Tüm araçların kullanım kılavuzlarında, doğru rotasyon şekilleri hakkında model ve plan sunulmaktadır. Eğer aracınıza özel bir plan verilmemişse; her 8.000 – 10.000 km de bir lastiklerinizi rotasyona tabi tutmanız uygun olacaktır.

Mekanik Düzen Ayarı

Aracınızın mekanik düzen ayarlarının sağlıklı olarak çalışıyor durumda olması için; aracınızın tüm süspansiyon, direksiyon parçaları ve lastiklerinin düzgün olarak çalışıyor durumda olması gerekmektedir. Eğer düzensiz lastik aşınması sorunu yaşıyorsanız bunun sebebi, yanlış mekanik düzen ayarlarından kaynaklanıyor olabilir. Bu durumda, aracınızın mekanik aksamlarının bir profesyonel tarafından kontrol edilmesi ve gerekiyorsa bakımının yapılması gerekmektedir.

Lastiklerin sökülüp takılmasında kullanılan otomatik makinalara  gözatmak için tıklayınız : Lastik sökme takma makinası

Teknik Balans ürünleri :  Lastik sökme takma makinaları

 

Otomobillerdeki Benzin ve Elektrik Hibrit Yapısı Nasıldır?

Benzin ve elektrik hibrit yoluyla çalışmakta olan araçlar, aşağıda sayılmakta olan parçalara sahiptir;

Benzin Motoru

Hibrit otomobillerde, standart bir otomobilde bulunmakta olan motora benzer şekilde bir motor bulunmaktadır. Fakat hibrit otomobillerdeki motorlar bir miktar daha küçüktür. Bu motorlarda; emisyonun azaltılması ve verimliliğin arttırılması amaçlı geliştirilmiş olan teknolojiler kullanılmaktadır.

Yakıt Tankı

Hibrit otomobillerde bulunmakta olan yakıt tankları, benzin motorları için enerji depolama birimleri olarak kullanılmaktadır. Çünkü benzin yakıtı, aküye kıyasla çok daha yüksek oranda enerji yoğunluğuna sahiptir. Bu durumu birim üzerinden karşılaştırırsak; bir birimlik benzin enerjisinin, akü enerjisi karşılığı bin katına denk gelmektedir.

Elektrik Motoru

Hibrit otomobillerde yer almakta olan elektrik motorları, oldukça gelişmiş ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Elektrik motorlarındaki gelişmiş olan elektronik sistemler, motorun bu sayede bir dinamo gibi çalışmasını sağlamaktadır. Örneğin otomobilin hızlanması gerektiği durumlarda, ihtiyaç duyulduğunda gerekli olan enerji akü vasıtasıyla sağlanabilmektedir. Fakat bir dinamo olarak görevini sürdürdüğünde, otomobilin yavaşlaması esnasında enerjinin yeniden aküde depolanmasını sağlamaktadır.

Dinamo

Dinamo, elektrik motoruna benzemekte olan bir yapıdır. Fakat yalnızca elektrik gücünün üretilebilmesini sağlayabilmektedir. Genellikle seri hibrit otomobillerde kullanılmaktadır.

Akü

Hibrit otomobillerde yer almakta olan aküler, elektrik motorları için enerji toplayan birim görevini üstlenmektedir. Hibrit araçlardaki elektrik motorları, benzin motorlarına güç sağlamakta olan yakıt tanklarındaki benzinden farklı olarak; akü vasıtasıyla hem enerji sağlayabilmektedir hem de harcanılan bu enerjiyi yeniden yerine koyabilme kabiliyetine sahip bir sistemle çalışmaktadır.

Transmisyon (Vites Sistemi)

Hibrit otomobillerde yer almakta olan transmisyon sistemi, standart otomobiller ile aynı temel özelliklere sahiptirler. Honda markasının Insight modeli gibi bazı hibrit otomobillerde, standart haliyle bir transmisyon sistemi bulunmaktadır. Oysa Toyota markasının Prius modeli gibi diğer araçlarda farklı bir transmisyon sistemi bulunmaktadır.

Hibrit özellikli bir otomobilde, araçta bulunmakta olan 2 farklı güç kaynağını farklı yollar vasıtasıyla bir araya getirebilirsiniz. Paralel hibrit olarak isimlendirilen bir yöntemde, elektrik motoruna güç sağlamakta olan bir akü seti ve aracın motoruna benzin sağlayacak bir yakıt tankı bulunmaktadır. Bu yöntemde, hem motor hem de elektrik motorunun her ikisi de aynı anda transmisyon sistemine etki edebilir böylece otomobilin lastiklerinin dönüşü sağlanmış olunur.

Seri hibritlerde, benzin motoru bir dinamoyu çevirmek üzere görevlendirilmiştir. Dinamo, bu tip otomobillerde aküyü şarj etmektedir veya bunun yerine transmisyonu kontrol etmekte olan elektrik motoruna güç sağlamaktadır. Bu yüzden benzin motoru, otomobile direkt olarak güç sağlamamaktadır.

Seri hibrit sistemlerde, yakıt tankından başlamak üzere transmisyon ile bağlantı kurmakta olan tüm parçalar, bir hat üzerinde bulunmaktadır. Hibrit otomobillerin yapısı, araçlarda verimliliğin yükseltilmesi amaçlı iki farklı güç kaynağının kullanılması prensibine dayanmaktadır.

Performans

Hibrit özellikli olan otomobillerin temel özelliği, standart otomobillerde bulunmakta olan benzin motoruna kıyasla çok daha küçük ölçekte benzin motoruna sahip olmaları ve daha fazla verim sağlamalarıdır. Pek çok otomobil, hızla hareketlenmek için büyük bir motora ihtiyaç duymaktadır. Fakat küçük bir motorla da; daha küçük ve daha hafif özellikte olan parçalar kullanılarak silindirlerin sayısı azaltılır ve böylelikle maksimum yüklemeyle motor çalıştırılmış olunur.

Küçük motorların, büyük motorlarla karşılaştırıldıkları zaman daha çok verim sağlayabilmelerinin pek çok sebebi bulunmaktadır;

1) Büyük olan motorlar, küçük motorlara kıyasla daha ağır olmaktadır. Bu sebeple de araç hızlanırken veya dik bir yokuşu çıkarken daha çok güce ihtiyaç duyar.

2) Büyük motorlarda bulunmakta olan pistonlar ve motora dahil olan diğer parçalar; daha büyük ve daha ağır yapıdadır. Bu sebeple silindirlerin her yukarıya ve aşağıya doğru hareketinde, daha fazla enerji harcanmaktadır.

3) Büyük motorlarda silindirlerin hareket etme alanları daha geniştir, bu sebeple her bir silindir için daha fazla yakıta ihtiyaç duyulmaktadır.

4) Büyük olan motorların genel olarak daha fazla silindir sayısına sahip olmaları nedeniyle; motorun her çalıştırılmasında (hareket ettirilmese dahi) silindirlerin çalıştırılması sebebiyle daha çok yakıt kullanılmaktadır.

Aynı model olan araçların farklı motor tiplerine sahip olanlarında, aldıkları yol miktarı ve yakıt tüketimleri farklılık göstermektedir. Bu durumun kaynağını, motor yapıları oluşturmaktadır. Şayet her iki araçta  düz bir yolda ve aynı hızda sürüldüğünde, küçük motorlu olan otomobilin daha az yakıt tükettiği görülmektedir. Bu denemede, her iki otomobilde de araçların hareketlenmesi için bir miktar gücün sağlanması gerekmektedir. Bu otomobillerden küçük motorlu olanın daha az güç ile hareketlenmesini sağlayabilmesi sebebiyle, yakıt açısından daha tasarruflu olduğu görülmektedir.

Chevrolet Camaro gibi oldukça büyük bir motora sahip olan (V-8 motor) bir araç ile küçük motorlu olan ve aynı zamanda hem benzin motoru hem de elektrik motoru kullanmakta olan bir hibrit aracı kıyaslamak istediğimizde; Camaro’nun yüksek motoru sayesinde, her türlü sürüşte ve her koşulda bize yeterli gücü sağladığını görürüz. Hibrit araçta bulunmakta olan motor ise; normal şartlarda ihtiyaç duyulan gücü sağlayacak niteliktedir ancak dik bir yokuşu çıkma veya ani hızlanmaya ihtiyaç duyulduğu durumlarda, motor yardıma ihtiyaç duymaktadır. İhtiyaç duyduğu bu yardımı ise akü ve elektrik motoru sayesinde sağlar. Bu şekilde fazladan güce ihtiyaç duyduğu durumlarda, yakıt yerine bu sistemler kullanılmış olunur.

Standart özelliklerdeki bir otomobilde benzin motoru, maksimum seviyede güç gereksinimine göre boyutlandırılmıştır. Yani aracın gaz pedalına basıldığı zaman gerekenden daha çok gücün gönderimi sağlanmış olunur. Aslında sürücülerin pek çoğu, araç kullandıkları sürenin yüzde birinden bile daha az bir süre için bu maksimum seviyedeki gücü kullanırlar.

Hibrit otomobiller daha küçük motorlara sahip olmaları sebebiyle, maksimum seviyede motor gücünden daha çok; ortalama motor gücüne yakın güce sahiptirler.

ABS Nedir ve Nasıl Çalışır?

 

ABS sistemi (Anti-Lock Braking System), 1936 yılında geliştirilmiş olup otomobillerin manevralarını ve durma yeteneklerini sağlamak amaçlı ortaya çıkmıştır. Almanca ismi ise;  Anrilockiersystem’dir. ABS sistemi, otomobilin durma yeteneğini arttırmaktadır ayrıca sürücüye hakimiyet kazandırmaktadır. ABS ‘nin en bilinen yanı sürücülere, ani frenleme ve kontrollü frenleme imkanı sağlamasıdır. Bunlara ek olarak otomobilin kontrollü olarak yönlenmesini sağlamaktadır. ABS sisteminin patenti ilk olarak Almanya’da alınmıştır.

ABS sistemi, otomobillerde tekerleklerin çekiş kaybettiği durumlarda ve kilitlenmeye maruz kaldığı durumlarda; tüm tekerleklerin dönüm hızlarını algılar ve kontrollü bir sürüş imkanı sunar. ABS sistemi, her bir tekerleğin dönme hızını elektronik sensörler vasıtasıyla algılamaktadır. Böylece aracın savrulması veya yoldan çıkması tehlikelerine karşı önlem almaktadır.

Otomobilin kullanılması esnasında, sürücü ani fren yapınca; elektronik kontrol ünitesi ismi verilen ECU, kullandığı sinyalleri devreye sokar ve otomobilin fren basıncını ayarlar. Tekerleklere uygulanan değişik fren basınçları ile tekerleklerin kilitlenmesi önlenmiş olunur. Tekerleklerin kilitlenmesi, hidrolik kontrol ünitesi (HCU) vasıtasıyla komutları iletir.

ABS Nasıl Çalışır?

Otomobilin seyri esnasında fren pedalına eni ve sert olarak basıldığında, ABS otomatik olarak devreye girmektedir. ABS, güvenli bir sürüş sağlamak amaçlı geliştirilmiştir. ABS ile tekerleklere uygulanan fren basınçları ayarlanır ve tekerleklerin kilitlenmesinin önüne geçilir. Bu şekilde sürücü, yol kontrolünü kaybetmemiş olur. Tüm bu bilgileri özetlemek gerekirse; ABS, otomobilin 4 tekerleğinin fren basınçlarını birbirlerinden bağımsız olarak düzenlemektedir. Bu sistemle frenler, saniyenin 1/18’i kadar kısa tutulmuş olunur. Böylece darbeli olarak frenleme imkanı yaratılır, sonuç olarak sürücüler yön kabiliyetlerini kaybetmezler.

ABS’nin temel amacının, fren mesafesini kısaltmak olduğu düşünülmektedir. Ancak bu bilgi tam olarak doğru değildir. Çünkü ABS’nin asıl amacı, ani ve sert frenlemelerde sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmemesini sağlamaktır. Otomobilin fren mesafesi de elbette kısalmaktadır ancak asıl amaç bu değildir. 2. amaç fren mesafesinin kısaltılmasıdır. ABS, panikleme durumlarında kullanılan ani ve sert frenleme durumlarında, aracın tekerleklerinin kilitlenmesini önler ve sürücünün manevra kabiliyetini ona bırakır. ABS’li araçlarda dinamik sürtünmeden faydalanılarak; ABS’si olmayan araca kıyasla daha kısa mesafede durma imkanı sağlanır.

ABS Sisteminin Parçaları Nelerdir?

Kontrol Ünitesi Olan Hidrolik Ünite

Hidrolik ünite (ECU), motor kontrol ünitesinden gelmekte olan komutlar ile her bir tekerleğin fren silindir basıncını ayarlamaktadır. Bu ayarlama esnasında selenoid valfler kullanılmaktadır. Otomobilin motorunun olduğu kısımda ana fren merkez silindiri ve tekerlek fren silindirleri arasındaki kısma konumlandırılmıştır. Bu kısımda olması vasıtasıyla, fren merkez silindiri ve tekerlek fren silindirlerine bağlılığı sağlayan bağlantılar kısa tutulmaktadır. Hidrolik üniteler, her bir tekerlekteki basıncı kontrol etmek amaçlı olarak giriş ve çıkış selenoid valflerine sahiptirler. ECU, bu kısımda önemli bir role sahip olup sistemin kontrol fonksiyonları ile birlikte tüm elektronik ve elektriksel görevleri yerine getirmektedir.

Tekerlek Hız Sensörü

ECU yani motor kontrol ünitesi, otomobilin tekerleklerinin hızını hesaplamak için tekerlek hız sensörlerinden gelmekte olan sinyallerden faydalanmaktadır. Bu konuda aktif ve pasif tekerlek hızları olmak üzere 2 prensip bulunmaktadır. Aktif olsun pasif olsun her iki hız çeşidi de tekerleklere temas etmeksizin yani manyetik alan ile tekerleklerin hızlarını ölçmektedir. Günümüzde daha çok aktif sensörler kullanılmaktadır. Aktif sensör çeşitleri, tekerleklerin hem dönüş yönünü hem de tekerleklerin hızlarını kontrol edebilmektedir.

Dört Tekerleğe Uygulanmış ve Arka İki Tekerleğe Uygulanmış Olan ABS’lerin Farkı Nedir?

Dört tekerleğe uygulanan ABS’nin amacı, otomobilin durma şartlarında kararlılık ve sürücünün manevra kabiliyetinde maksimum seviye sağlamaktadır. Dört tekerlekte de ABS uygulaması olan araçlarda, otomobillerin frenleme sistemleri dört tekerleğinde kilitlenmesini ayrı ayrı önlemektedir. Sürücü açısından ve otomobili yönlendirme açısından gelişmişlik sağlamaktadır. Bu sayede, frenleme için gerekli olan frenleme basıncı ayarlanır. Eğer yalnızca arka iki tekerlekte ABS var ise; bu durum genellikle kamyonet, minibüs ve spor taşıtlarda bulunmaktadır. Otomobilin yalnızca arka tekerleklerinde kilitlenmenin önüne geçilmiş olunur.

Eğer yalnızca arka iki tekerlekte ABS sistemi varsa; sürücü fren pedalına yüklenip tekerleklerin kilitlenmesine sebep olursa, 4 tekerlek ABS kadar etkili bir frenleme sistemi olmayacağını bilmesi gerekmektedir. Bu durumda sürücü, fren pedalına olan basıncı manuel olarak ayarlamalıdır. Çünkü ön tekerleklerinin dönmesine yetecek kadar frenleme yapması yeterli olacaktır. Böylelikle sürücü olan kişi, otomobili rahatlıkla istediği yöne doğru yönlendirebilir ve güvenli bir sürüşü sağlayabilir.

ABS’nin Çalıştığı Nasıl Anlaşılır?

Genellikle ABS’nin etkin olarak çalıştığı deneyimli sürücülerce fark edilmektedir. Eğer sürücü, fren pedalına ani ve sert bir biçimde basarsa; otomobilin mekanik olarak bir titreşime maruz kaldığını hisseder ve kendisine farklı gelecek o sesi duyar.

ABS’nin devreye girdiğini sürücü olan kişi, basınç dalgalanmaları ve fren pedalının sertleşmesiyle de hissedecektir. Sayılmakta olan bu olguların gerçekleştiği durumlarda, sürücünün ayağını fren pedalından çekmemesi gerekmektedir. Aynı kuvvette ve sertlikte fren pedalına basmaya devam etmelidir.

ABS Olan Araçlarda Yapılması ve Yapılmaması Gerekenler Nelerdir?

Otomobillerde aslında dört tekerlekte de ABS’nin olması, aracın içinde olan kişilere güvenlik ve etkin bir performans sağlamaktadır. ABS olan araçlarda, güvenlik seviyesinin maksimize edilmesi için sürücü olan kişinin bu sistem hakkında yeterli seviyede bilgiye sahip olması önemlidir. Yukarıda sayılmakta olan önemli noktalara uyan sürücüler, güvenle yollarına devam ederler.

ABS’li olan araçlarda dikkat edilmesi gereken noktaları tekrar maddeler halinde ele alırsak;

  • ABS çalışmaya başladığı zaman bunu hisseden sürücünün, ayağını fren pedalının üzerinde tutmaya devam etmesi gerekmektedir.
  • Aracın yönlendirilmesi esnasında, ABS’nin uygun olarak çalışmaya devam edebilmesi için fren pedalına uygulanan basıncın ve sertliğin korunması gerekmektedir.
  • Fren pedalında oluşan salınımların devamı esnasında, fren pompalamaktan kaçınılmalıdır.
  • Sürücü, eğer otomobilin tekerleklerinde kilitlenme olduğunu hissederse; otomobilin sağlıklı olarak yönlendirilebilmesi açısından fren pedalını bir miktar bırakılması gerekmektedir. Bu miktar ayarı, ön tekerleklerin dönmeye başlamasına yetecek kadardır.